Ayrıntılı açıklama

Selamun Aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh.Allah bizlerede sizlerede merhamet etsin..

Şüphesiz ki hamd, Allah'adır. O'na hamdeder, O'ndan yardım ve bağışlanma dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah'a sığınırız. Allah kime hidayet ederse onu saptıracak yoktur. Kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur. Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. Ve şehadet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve rasulüdür.

Allah'ın Dini'nde sebat etmek, azimle ve tutarlılıkla sırat-ı müstakimde yürümek isteyen her sadık müslüman için en başta gelen bir istektir.

Müslümanların halen içerisinde yaşadığı toplumların durumu, ateşiyle yandıkları çeşitli fitneler ve tuzaklar, dini garip duruma düşüren türlü şüpheler ve şehvetler...Öyle ki dine sarılan, hayret verici bir konuma ulaşmıştır: "Dinine sarılan ateş parçasını elinde tutuyor gibidir."

Müslümanın, birliğini ve düzenini sağlayacak sebeplere bugünkü ihtiyacının, selef zamanındaki bir kardeşinin ihtiyacından daha fazla olduğu konusunda hiçbir akıl sahibinin şüphesi yoktur. Zamanın kötülüğü, kardeşliğin azlığı, yardımlaşma ve dayanışmanın zayıflığı  nedeniyle bunu gerçekleştirmek için gereken gayret daha büyüktür.

Dinden çıkma olaylarının çoğalması, İslam için çalışanlar arasında dahi sapmaların başgöstermesi, müslümanı bu gibi sonuçlardan korkmaya ve güvenli bir neticeye ulaşmak için sebatı sağlayacak etkenleri aramaya itmektedir.

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in

"Ademoğlunun kalbi kaynadığı zaman ten-cereden daha çok altüst olur."   buyurduğu kalp ile bağlantılı olması...Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kalp ile ilgili bir başka benzetme daha yapar:

"Kalp, an-cak (takallubu) dönmesi dolayısıyla kalp olarak isim-lendirilmiştir. Kalp, bir ağaç gövdesindeki tüy gibidir. Rüzgar onun altını üstüne getirir."

Bu hadisten sonra şair şöyle der:

"İnsan ancak unutkanlığı dolayısıyla insan olarak isimlendirildi"

"Kalp de ancak dönmesi nedeniyle kalp olarak isimlendirildi"

Şehvetler ve şüpheler karşısında dönüveren kalbin sabit hale getirilmesi, bu görevin büyüklüğüne ve zorluğuna uygun güçlü etkenlere ihtiyaç duyan tehlikeli bir iştir.

Allah'u Azze ve Celle'ye vasıl olma (1), gönderdiği resullerine i'man edip tabi olmakla mümkündür. Hidayete erdirip Allah'ın, derecelerini yükselterek dünya ve ahirette ikram ettiği kullan bunlardır.

Peygamberlerin emir ve nehiylerine muhalefet edenler ise, melundurlar (Allah'ın

rahmetinden koyulmuşlardır) resullerin kendilerine gösterdikleri doğru yoldan

ayrılıp Rablerinden uzaklaşanlarda onlardır.

Allah'u Teala buyuruyor ki:

“Ey Âdem oğullan! Sizin içinizden, size âyetlerimi anlatan resuller gelince

herkim ki (onları yalanlamaktan) sakınıp gidişatını düzeltirse, onlar için korku

yoktur, onlar mahzun da olmazlar.Âyetlerimizi yalanlayıp (onlara uymayı) kibirlerine yediremiyenler ise cehennem ehlidirler, orada ebedi kalacaklardır.”A'raf 35/36

Artık ne zaman benden size hidayet (kitab ve Peygamber) gelir de kim benim

yolladığıma_ tabi olursa o ne sapıtır ve ne de bedbaht olur. Kim de benim zikrimden {kitabıma"Ve resûluma uymaktan) yüz çevirirse onun İçin de maişet sıkıntısı vardır. Ve biz onu kıyamet gününde a'mâ (kör) olarak hasrederiz. O, Rabbim neden beni a'mâ olarak hasrettin? Halbuki ben (dünyadayken) görüyordum, der. Allah'u Azze ve Celle de şöyle buyurur: (Evet) öyle idi sana âyetlerimiz geldi de sen onları unuttun (gereğince amel etmekten yüz çevirdin) işte bu gün? sen de öylece unutuluyorsun. Tâha sûresi 123 /126

İbnu Abbas: Kur'ân-ı Kerim'i okuyan ve içindekilerle amel eden kimseyi Subhânehu ve Teâlâ sapıttırmamayı, ahirette bedbaht etmemeyi kefaleti altına aldı,

buyurmuştur. Cehennem ehli hakkında Cenab'a Hak buyuruyor ki:

“Her bir topluluğun cehenneme atılmasında (cehennemin) muhafızları onlara: Size bir korkutucu gelmemişmiydi? diye sorarlar. Onlar evet, doğrusu bize bir uyarıcı

geldi, fakat biz (onu) yalanladık ve Allah hiç bir şey İndirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik derler.Mülk sûresi 8/9

“Kâfirler bölük bölük Cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında kapıları açılır;

bekçileri onlara: Size içinizden Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bu güne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedîmi? derler.Onlarda "Evet geldi, lâkin azâb sözü kâfirler üzerine gerçekleşmişti" derler.”Zumer sûresi 71

“Biz peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderiyoruz. Kim inanır ve

nefsini ıslah ederse onlara korku yoktur, üzülmeyeceklerdirde.Âyetlerimizi yalanlayanlara ise isyanlarından dolayı azâb dokunacaktır.Enam sûresi 48/49

“Şübhe.yok ki biz Nûh'a, ondan sonraki peygamberlere; İbrahim'e, İsmail'e,

İshak'a, Yakub'a ve torunlarına. İsa'ya- Eyyub'a, Yûnus'a, Harun'a, Süleyman'a

vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik. Peygamberlerden

bir kısmını bundan evvel sana habervermiştik, bir kısmından ise haber vermemiştik, Allah Musa ile konuşmuştur. Resullerden sonra insanların Allah'a karşı mazeretleri olmasın diye peygamberleri birer müjdeci ve korkutucu olarak yolladık.nisa sûresi 163/165

Bu âyetlerin benzeri Kur'ân-ı Kerîm'de pek çoktur.

Peygamberlerden sonra İlim adamları, bunları, peygamberler ile ümmet

arasında, peygamberlerin getirdiği emirleri ve nehîyleri ümmet'e tebliğ eden ve

öğreten, onları terbiye eden ümmet tarafından iktida edilen birer vasıta olarak

kabul edip isbat eden kimseler bu inançlarında isabet etmişlerdir.

Bu, din ve ilim adamları, bir mes'ele üzerinde aynı görüşe sahib oldukları

zaman, bu İcma kafi bir hüccet olur. Çünkü onlar (ilim ehli) dalâlet üzere

ittifak etmezler. Eğer din ve ilim adamları bir mes'elede ihtilaf ederlerse, o mes'eleyi Allah'ın Kitab'ına ve Resulünün Sünnetine havale ederler. Çünkü, din ve ilim adamlarının hiç biri, fert olarak, mutlak surette ma'sum değildirler. Zira herkesin sözü kabule şa'yan olduğu gibi red'de olur, fakat Allah Resulünün sözü ise sadece Kabule şa'yandır red olunmaz. İlim ehli hakkında Allah Resulü S.A.V. şöyle buyuruyor.

“Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Muhakkak ki peygamberler altın ve gümüş bırakmazlar, onlar yalnız ilmi miras bırakırlar. Kim o ilmi elde ederse büyük

bir nasib elde etmiş demektir.”Bu Hadis'i Ebu Davud 3641ve İbnu Mâce (220) sahih bir senedle rivayet  etmişlerdir.

“Ve deki; çocuk edinmeyen, mülkünde ortağı olmayan, aczinden ötürü bir veliye de ihtiyacı olmayan Allah'a hamd ederim ve onun için gereği gibi O'nu ulula.İsrâ sûresi 111

Bütün kâinatın ve kâinattaki külli sebeblerin yaratıcısı, Mâlik'i ve Rabbi

O'dur. O, kâinattaki hiç bîr varlığa muhtaç değildir. Fakat bütün mahlukat ancak

O'na muhtaçtır. Yardımcı ve dayanaklanna muhtaç olan hükümdarlar böyle değildir.

Hakikatte hükümdann yardımcı ve vasıtaları, mülk ve hükümranlıkta ortaklarıdır.

Allah'ın mahlûku üzerindeki hükümranlığında hiç bir şeriki ve ortağı

yoktur. Allah şeriki olmayan yegâne hakiki Mabud'tur, mülk yalnız O'nundur.

Hamdü sena yalnız O'nadır ve O herşeye kadirdir.

 

Allah ise her şeyin sahibi ve Rabbidir. O, kullarına annenin çocuğuna duyduğu

şefkatten çok daha şefkatli ve çok daha merhametlidir.

Her şey O'nun dilemesi ile olur, ancak O'nun istediği şey tahakkuk eder,

istemediği hiç bir şey de olmaz. Allah kullarının bir kısmının başkalarına faydalı olmasını irade ettiği zaman, falan, filana yardımda bulunur, ona dua eder ve şefkat gösterir ve daha bir çok iyiliklerde bulunur. Bütün bunların yaratıcısı O'dur. O, yardım edenin, dua yapanın ve şefkat gösterenin kalbinde, yardım, dua ve şefkat etme iradesini yaratan Allah'tır. Kâinatta hiç bir kimsenin, Allah'ı iradesinden başka bîr şey yapmaya zorlaması veya Allah'ın (haşa) bilmediği bir şeyi O'na öğretmesi mümkün olamaz. Kâinatta Allah'ın ümit beklediği veya (haşa) korktuğu hiçbir varlık mevcüd değildir. Bundan dolayıdır ki Hazret'i Peygamber S.A.V.;

Sizden hiç biriniz 'Allah'ım beni istersen affet, istersen bana rahmet eyle"

demesin. Fakat istediğini azmetsin, zira Allah'ı zorlayıcı hiç bir kudret mevcüd

değildir, buyuruyor.Bu Hadis'İ Buharı (7/153) ve Müslim  rivayet etmiştir.

Binaen Subhanehu ve Teâlâ böyle buyurmuyor mu?

“O'nun (Allah'ın) izni olmadan nezdinde kim şefaat edebilir ki.”Bakara sûresi 255

Allah'u Teâlâ ne bir kimseden menfaat bekler, ne tamah sahibidir, ne kimseye muhtaçtır ve ne de bir kimseden korkar. O mutlak zengin ve mutlak güç sahibidir.

İyi bilin ki, göklerde ve yerde kim (ne) varsa hepsi Allah'ındır. Allah'tan başka ortaklan (ilahlara) ya'ni meleklere, peygamberlere ve salihlere) dua ederek ibadet edenler; sadece zanna uyanlardır. Onlar ancak tahminde bulunuyorlar.” Yûnus 66

Hz. Ömer R.A. Ömre yapmak İstediğinde Allah Resulü S.A.V. e veda ederken ona (Ömer'e) ey kardeşim beni de duandan unutma buyurmuştur.

Ebû Davud

Böylece Hz. Muhammed S.A.V. ümmetinden kendisine dua etmesini istemiştir. Fakat bu istek, ümmetin talebleri cinsinden değildir. Bu, ümmetin amel ettiklerinde ve

sevabkazandıkları diğer emirlerde olduğu gibi. Peygamberin ümmetine vermiş olduğu

emirdir. Allah Resulü S.A.V. de, emirleri ile amel eden ümmetinin kazandığı ecir

kadar sevab ve mükafat ihsan buyurulur. Bu hususta bir hadis-î şerifde;

'Bir kimse hidayete çağırsa, da'vetîne uyan kimselerin ecri kadar kendisi de

mükafata nail olur. Onlann ecirlerinden de bir zerre eksilmez. Veya sapıklığa

da'vet etse, da'vetine uyanların kazandığı günah kadar kendisi de günah kazanır.

Onlann günahlarından da bir şey eksilmez.

Allah Resulü S.A.V. ümmetini hidayete da'vet etmektedir. Binaenaleyh da'vetine

uyanların kazandığı sevab kadarda Peygamberimiz mükafat ve ecre nail olur. İşte

böyle de ümmet'i Allah Resulüme salavat getirdiği zaman da böyledir. Peygambere

bir salavat getirene Allah on misli ile mukabele eder. Hz. Peygamberde o salavatı getirenlerin ecri kadar mükafat ihsan edilir ki, bu Allah'ın ona bir ni'metidir.

Sahih bir hadis-i şerifde 'Müslüman birisinin yanında olmayan bir müslüman

kardeşi için yaptığı dua da müstecabtır. Cenâb-ı Hakk ona yanıbaşında bir melek

ta'yin eder, müslüman kardeşi için her dua edişinde o me'mur melek "âmin bir o

kadar da senin için der" buyurmuştur.Müslim 2733

Diğer bir rivayette 'en çok kabul olunan dua yanında olmadığı halde bir başkası

için yapılan duadır' denilmiştir.Ebû Dâvud 1535

Her ne kadar dua eden, dua edilen değilse de, başkası için yapılan dua, hem

hakkında dua edilen kimseye, hem de duayı yapan kişiye menfaat temin eder.

Mü'minin, diğer mü'min kardeşi için hayırlı duası, hem ona ve hem de kendisine

fayda verir. Bir kimse diğer bir kimseye "bana dua et' dese ve bununla ikisinin

de menfaatlanmasını kasteylese, takva ve iyilik üzerine birbirleriyle yardımlaşmış olurlar. Duayı isteyen diğerini uyarmış ve ikisine de fayda verecek bir hayra önayak olmuştur. Dua etmesi istenen kişi de, ikisine de menfaat sağlayacak fiili yapmıştır. Bir kimse başkasına iyilik ve takva ile emrettiği zaman, emre uyan fiiline mukabil sevab alır, emreden de, yukarıda izah edildiği gibi hayra çağırdığı için emrine uyanın ecri kadar mükâfat kazanır.Bilhassa, kulun emrolunduğu dualarda, Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor:

(Ey Resulüm!) Kendi günahına ve mü'min erkeklerle mü'min kadınlara mağfiret

dile.”Muhammed 19

Zikri geçen âyette Sübhânehu ve Teâlâ Resulü S.A.V. e mü'minler için istiğfar

etmesini emrediyor ve sonra şöyle buyuruyor:

“Eğer onlar, nefislerine zulmettikleri (günah işledikleri) zaman sana gelseler de

günahları için Allah'dan mağfiret diieseler. Peygamber de kendileri için afv isteseydi, elbette Allah'ı tevbeleri ziyâde Kabul edici ve çok esirgeyici bulacaklardı.” nisa 64

Yukarıdaki âyette Sübhânehu ve Teâlâ'mü'min erkekle ve kadınların günahlarına mağfiret dilemelerini ve Hz. Peygamberin onlar için istiğfar istemelerini

zikrediyor. Zira, Allah Resulü S.A.V. İn ümmet'i için istiğfar Allah'ın emirlerindendir. Cenâb-ı Hakk Resûlü'ne mü'min erkek ve kadınların günahlarının bağışlanması için af dilemesini bizzat İstiğfar eylemesini emretmiştir.Allah hiç bir mahlûka diğer bir mahluktan birşey istemesini emretme mistir. Allah'ın böyle bir emri yok. fakat mü'minlere birbirleri için dua etmeyi vacib veya müstehab olarak emretmiştir. O emri yerine getirmek Allah'a ibâdet ve taâttır. Allah'a yakınlık sebebi ve failine salah ve hasenedir. Başkasına dua etmek ve hayır istemek, Allah'ın o kimseye en büyük ihsanı ve in'amıdır.Belki de o isteyiş, Allah'ın kullarını hakiki iman'a götürecek olan,ni'metlerinin en büyüğüdür.

İman; kavl ve ameldir. Taat ve hasenatla ziyadeleşîr. Kul hayırlı amelini

çoğalttıkça imanda /ziyadeleşir.

İşte bu. Fatiha süresindeki "kendilerine ni'met ihsan ettiklerinin yoluna" ve

nisa» ' süresindeki "Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse işte onlar Allah'ın kendilerine ni'met  ihsan ettikleriyle beraberdirler.'nisa 96

Dünya ni'meti her ne kadar bir yönden tam bir ni'met değilse de, diğer yönden gene bir ni'mettir.İstenmesi gereken dini ni'metlere gelince, onlar, vacib ve müstehab gibi Allah'ın emirleridir. Bunlar bütün müslümanların ittifakı ile taleb edilmesi lazım gelen hayırlardır. Ehl-i sünnet'e göre, hakiki ni'metler, bu dînî ni'metlerdir. Çünkü, Ehl-i sünnete göre, Allah kullarına hayırlı işleri yapmaları ile ni'metlendirmiş ve ihsan etmiştir. Kaderiyyeye göre ise, Cenâb-ı Hakk yalnız kullara onunla iyilik veya kötülük yapmaya müsaid olan kudreti bahşetmekle ni'met vermiş ve ihsan eylemiştir.Buradaki maksadı Sübhesiz Allah u Azze ve Celle hiçbir mahluka diğer bir mahluktan istemesini emretmemiştir. Ancak o mahluk için bir maslahat olursa o müstesna olur. Bu maslahat da ya vacib ya da müstehab olur. (Yukarıdaki zikredilen dua isteme veya iyiliği emretme gibi) Allah'u Azze ve Celle, kuldan bundan başkasını dilemez.

“Ey Resulüm!) Kullanm sana benden sorduklarında, muhakkak ki ben çok yakınımdır; bana dua edince, dua edenin duasını kabul ederim. O halde onlar da benim

da'vetime koşsunlar ve bana da hakkiyle iman etsinler ki, doğru yola ulaşmış

olsunlar.”Bakara 184

Ya'ni; emir ve yasaklarla onlara çağnda bulunduğum zaman davetime icabet

etsinler ve bana' iman etsinler. Ben de onların isteklerine, yakarışlarına,

dualarına ve çağrılarına icabet ederim demektir.

“O halde (işlerinden) boşaldığın zaman uğraş (ibâdetle meşgul ol) kalk yorul. Ve

yalnız Rabbine rağbet et (sarıl).”İnşirah 7-8

“Denizde boğulma korkusunun şiddeti, size geldiği zaman, Allah'dan başka

yalvardıklarınız (vasıtalar edindikleriniz hatırınızdan) kaybolur; yalnız O'na (Allah'a) yalvarırsınız. Fakat (Allah) sizi kurtanp karaya çıkarınca da (Allah'ı birlemekten) yüz çevirirsiniz. İnsan pek nankördür”.İsra 67

“Yoksa, sıkıntıya düşen kimse, dua ettiği zaman, onun duasını kabul edip fenalığı

gideren, sizi yer yüzünün sakinleri kılan, Allah ile bir başka ilah mı var? Siz ne kıt düşünüyorsunuz.”neml 62

“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'ndan ister. O her gün bir hal üzeredir.”

Rahman 29

Sübhânehu ve Teâiâ Kitab'ında tevhidin bütün esaslarını pek açık bir şekilde

beyan buyurmuş ve şirkin bütün kollarını budayıp atmıştır. Tâ ki, hiç bir kimse

Allah'tan başka hiç bir şeyden korkmasın, O'ndan başkasından ümit beklemesin ve

Ondan gayrı hiçbir kimseye tevekkül etmesin.

“İnsanlardan korkmayın; benden korkun. Benim âyetlerimi bir kaç kuruş menfaat karşılığında değişmeyin. (Satmayın.)”Maide 44

“İşte o şeytan, ancak kendi dostlannı korkutur, inanmışsanız onlardan korkmayın. Benden korkun.”Al-İmran 175

“Kendilerine: "Ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekat verin" denenleri

görmedin mi? Onlara savaş farz kılındığında, içlerinden bir takımı, insanlardan,

Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar.”nisa 77

“Allah'ın mescidlerini sâdece, Allah'a ve âhiret gününe inanan, namaz kılan,

zekat veren ve ancak Allah'tan korkan kimseler onanr.”Tevbe 18

“Allah'a ve Peygambere itaat eden, Allah'tan korkan ve O'ndan sakınan kimseler, işte onlar kârda olanlardır.”Nur 52

Bu âyette aynyeten itaatin yalnız Allah'a ve Resulüne yapılması lâzım geldiğini

anlatır. Haşyete gelince, o da, yalnız Allah'a karşı duyulur: Subhânehu ve Teâlâ

buyuruyor.

“Eğer onlar, Allah ve Resulünün kendilerine vermiş oldukları şeylere razı olsalar

ve "Allah bize yeter, O ve yakında lütfü kereminden verir ve Resulü de, (verir).”Tevbe 59

Buna benzeyen bir başka âyette de şöyle buyuruyor.

“İnsanlar onlara: "Düşmanlarınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar,

onlardan korkun" dediler. Bu onların imanını artırdı da: "Allah bize yeter, O ne güzel Vekil'dir!" dediler.”Al-İmran 173

Allah Resulü S.A.V. de ümmetine bu TEVH1D anlayışını ilka ediyor ve Allah'ın

kullarını O'nu şirk koşmaktan kurtarmaya çalışıyordu. Hz. Muhammed'in bu

hassasiyeti "LA İLAHE İLLALLAH" (Allah'tan başka ilah yoktur) lafzının

muktezasını gerçekleştirmek içindi. Çünkü, "

Butun nasihatlarımda sözlerimde hep kuran okuyun derim.Neden çünkü; Kur'an-ı Kerim, ilk sebat vasıtasıdır. Allah'ın sağlam ipidir. Aydınlatıcı nurdur. O'na sımsıkı sarılanı Allah korur. O'na tâbi olanı Allah kurtuluşa erdirir. O'na davet eden doğru yola yönlendirilir. Allah, Kur'an'ın belirli bir aşamayla ayrıntılı olarak indirilmesindeki amacın  kalpleri iyice sağlamlaştırmak olarak açıklar.

Kur'an niçin dinde sebatın kaynağıdır? Çünkü, imanı yeşertir. Allah ile bağını kurarak nefsi arındırır. Kur'an ayetleri, müminin kalbine serinlik ve esenlik indirir. Böylece, fitne rüzgarları onu sürükleyemez. Kalbi, Allah'ın zikri ile huzur bulur. Müslümanı, doğru değerler ve düşüncelerle donatır. Bununla, çevresinde olanları düzenleyebilir. Yine; kendisi-ne olayları değerlendirme imkanı sağlayan ölçüler kazandırır. Olayların ve insanların değişmesine göre sözleri değişip birbiriyle çelişmez ve kararında tereddüt olmaz.

Münafığın (Bana izin ver, beni fitneye düşürme) demesi üzerine Allah azze ve celle'nin (Bilesiniz ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdir)   buyurmasının müminlerin kalplerindeki etkisi nedir?

Destek üzerine destek ve iman etmiş kalpleri kuvvet-lendirme, şüpheleri reddetme ve batıl ehlini susturma de-ğil mi?..Rabbim'e yemin olsun ki evet!

Hayret edilecek bir durum da Allah'ın müminlere, Hudeybiye'den dönüşlerinde çok ganimetler alacaklarını vadetmesidir. (Bu Hayber ganimetleridir.) Bunu, kendileri için kısa bir süre sonra gerçekleştireceğini, oraya yalnız çıkacaklarını ve münafıkların onlara katılmak isteyeceğini, müslümanların onlara kendilerine tâbi olmamalarını söyleyeceğini; münafıkların, Allah'ın kelamını değiştirmek isteyerek ısrar edeceklerini ve müminlere "Siz bizi çekemiyorsunuz" diyeceklerini bildirir. Allah azze ve celle onlara şöyle cevap verir: (Neredeyse hiç laf anlamıyorlar)   Sonra bunların hepsi müminlerin gözleri önünde aşama aşama, adım adım ve kelime kelime gerçekleşir.

İşte bu noktada; hayatlarını Kur'an'a bağlayanlar; Kur'an'ı okumaya, ezberlemeye, anlamaya ve düşünmeye yönelenler, O'nunla hareket edip O'na boyun eğenler ile insanların sözünü tüm uğraşları ve meşguliyetleri haline getirenler arasındaki farkı anlayabiliriz. 

Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Allah, iman edenleri sağlam sözle hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar. Zalimleri ise Allah saptırır. Allah dile-diğini yapar)

Katâde şöyle der: Dünya hayatında hayırla ve salih amel ile sabit tutar. Ahirette ise kabirde sabit tutar. Seleften bir çoğundan bu rivayet edilmiştir.

Allah Subhanehu şöyle buyurur: (Eğer kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu)   Yani hak üzerinde daha sağlam olurlardı.

Bu apaçıktır. Fitne başgösterince, salih amellerden geri duran tembellerden sebat bekleyebilir miyiz? Oysa iman eden ve salih amel işleyenleri Rableri, imanları ile doğru yola yöneltir. Bu nedenle, Rasûlullah sallallahu aley-hi ve sellem salih amellere ısrarla devam ederdi. Kendisi-ne en sevimli amel az da olsa devamlı olanıydı. Sahabileri bir amel işlediklerinde onu sürekli hale getirdiler. Aişe radıyallahu anha bir amel işlediğinde ona devam ederdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem "Oniki rekatı kıl-maya ısrarla devam edene cennet vacip olur."  (Ratibe sünnetlerini kasdeder). Kudsi hadiste, "Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya öyle devam eder ki kendisini severim"   buyurulur.

Ayetler, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem za-manında oyun ve eğlence olsun diye inmedi. Bilakis yüce bir gaye için indi. Bu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ve O'nunla birlikte müminlerin kalplerini sağlamlaştırma gayesidir.

Allah'ın mümin kullarının özelliklerinden biri de, kendi-lerini dinde sabit kılması için dua ile Allah'a yönelmeleridir:

(Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme)

(Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve ayaklarımızı sabit kıl)

"Ademoğullarının kalplerinin hepsi Rahman'ın parmaklarından iki parmağın arasında bir kalp gibidir. Onu dilediği gibi çevirir."   Bu nedenle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çokça şöyle derdi: "Ey kalpleri çeviren! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl."  Allahumme amin..

Her müslümanın üzerinde yürümesi gereken tek doğru yol, Ehli Sünnet ve'l Cemaat yoludur. Bu yol; Et-Taifetu'l-Mansûra'nın, el-Fırkatu'n-Nâciye'nin, sahih akide ve doğru metod sahiplerinin yolu; sünnete ve delile uyanların, Allah düşmanlarını ve batıl ehlini terkedenlerin yoludur.

Doğruda sabit kalma konusunda bunun önemini bil-mek istiyorsan düşünerek kendine şu soruyu sor: Geçmiş-te ve günümüzdeki insanların bir çoğu niçin saptı?.Niye şaşkınlığa düştüler ve ayakları Sırat-ı Müstakim'den kaydı, doğru yol üzere ölemediler? Ya da ömürlerinin büyük bir kısmını tüketip hayatlarının değerli bölümlerini boşa geçir-dikten sonra doğruya ulaştılar?

Onları; felsefeden kelama, tahriften i'tizâla,tevilden tefviz ve ircâya, tasavvuf tarikatlarının birinden diğerine  sapıklık ve bidat dairelerinde dolaşır görürsün.

Ehli bidat, işte bu şekilde şaşkınlık ve tereddüt içeri-sinde olur. Kelam ehlinin ölüm anında sebattan nasıl mah-rum edildiğine bak! Selef alimleri şöyle der: "Ölüm anında insanların en çok şüpheye düşeni kelam ehlidir."

Şimdi düşün! Ehli Sünnet ve'l Cemaat'tan hiç kimse, bu yolu öğrenip anladıktan ve bu yola koyulduktan sonra kızarak onu terketmiş mi? Belki hevâsı ve şehvetleri, zayıf aklına takılan bir şüphe dolayısıyla terkedebilir. Ama asla, daha doğrusunu gördüğü veya bu yolun batıl olduğu kendisine belli olduğu için terketmez!

Bunun delili, Herakl'ın, Ebu Süfyan'a Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e tâbi olanlar hakkında sorduk-larıdır: "Onlardan hiç kimse bu dine girdikten sonra dinine kızarak ondan geri dönüyor mu?" der. Ebu Süfyan "Hayır" deyince Herakl şöyle der: "İmanın sevinci kalplere karışınca böyle olur"

Büyüklerden, bidat yollarında dolaştıklarını çok işittik. Bazılarına Allah'ın hidayet ettiğini, onların da batılı terkedip, önceki gittikleri yollara kızarak Ehli Sünnet ve'l Cemaat yoluna girdiklerini duyduk. Fakat bunun tersini hiç duyduk mu?!.

Eğer hak üzere sabit kalmak istiyorsan müminlerin yoluna koyul!

Belirli bir aşamayla, anlayarak elde edilen imani ve ilmi terbiye, Tevhidi gerçekleştiren faktörler içerisinde temel bir faktör olarak yeralır.

İmani terbiye; kalbe ve vicdana korku, ümit ve sevgi ile canlılık kazandırır. Kur'an ve Sünnet ifadelerinden uzak kalma ve insanların sözlerine tutunma neticesi ortaya çı-kan  donukluğu  yokeder.

İlmi terbiye; sahih delil üzerinde durur. Bu da taklidi ve hoş olmayan fırsatçılığı ortadan kaldırır.

Şuurlu terbiye ile kişi kötülerin yollarını ve İslam düşmanlarının planlarını öğrenir. Gündemi bilir ve olayları tam olarak kavrayarak ona göre hareket eder. Bu şekilde, sınırlı sayıda insanın bulunduğu küçük toplumlarda kabuğuna çekilme ve içine kapanma önlenir.

Kademeli terbiye ise, müslümanı aşama aşama ilerletir. Onu dengeli bir planlamayla, olgunlaşmanın basa-maklarında yükseltir. Bununla; aklına geleni söylemenin, aceleciliğin ve zararlı çıkışların önüne geçilir.

Tevhidi getiren bu unsurun önemini daha iyi anlamak için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatına bakalım ve kendimize soralım:

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in sahabilerinin Mek-ke'de, kendilerine baskı uygulanan günlerde gösterdikleri sabrın kaynağı nedir?

Bilal, Habbâb, Mus'ab, Yasir ailesi ve diğer mazlum-lar; hatta sahabenin önde gelenleri boykot sırasında ve diğer zamanlarda nasıl sebat ettiler?

Onların bu kararlılıkları, kişiliklerini aydınlatan nübüvvet ışığının köklü terbiyesi olmadan gerçekleşebilir miydi?

Bir sahabiyi ele alalım. Örneğin Habbâb ibnu'l-Eret radıyallahu anh...Efendisi, demir şişleri kor haline gelince-ye kadar ısıtır, sonra onun çıplak sırtına koyardı ve sırtının yağı eriyip üzerlerine akınca ancak onları söndürürdü. Onu, bütün bunlara sabretmeye sevkeden neydi?

Bilal...Güneşten yanmış toprağın üzerinde, kayanın al-tında...Ve Sümeyye...Bağlar ve zincirler içerisinde...

Medine döneminde yaşanan bir olay ve bir soru: Huneyn'de, müslümanları çoğu hezimete uğrayınca Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte kim sebat gösterdi? İslam'a yeni girenler mi? Henüz nübüvvet okulunda yeteri kadar terbiye görmemiş ve çoğu ganimet toplamak için çıkanlar mı? Asla!..Sebat gösterenlerin çoğu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in elinde uzun süre terbiye gören seçkin müminlerdi.

Onlar, eğer bu terbiye olmasaydı sebat gösterebilirler miydi?

Müslümanın üzerinde bulunduğu yola olan güveni arttıkça, o yolda yürümeye kararlılığı da şüphesiz daha büyük olur.

Bu güveni sağlayan faktörlerden bazıları şunlardır:

Üzerinde bulunduğun doğru yolun, bu asırda ve bu zamanda ortaya çıkmış yeni bir yol olmadığını hisset-mek...O; senden önce nebilerin, sıddîkların, alimlerin, şe-hitlerin ve salihlerin üzerinde yürüdükleri  soylu bir yoldur. Bunu hissetmekle garipliğin yok olur ve yalnızlığın dostluğa, üzüntülerin sevince ve mutluluğa dönüşür. Çünkü, onların hepsinin bu yolda sana kardeş olduklarını hissedersin.

Seçilmiş olmanın şuuruna varmak...Allah azze ve celle şöyle buyurur:

(Hamdolsun Allah'a ve selam olsun seçkin kıldığı kullarına)

(Sonra Kitab'ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik)

(İşte böylece Rabbin seni seçecek, sana olayla-rın yorumunu öğretecektir)

Allah, peygamberleri nasıl seçmişse, salihler için de bu seçimden bir pay vardır. Bu pay, peygamberlerin ilimlerinden kendilerine kalandır.

Allah seni bir cansız, bir hayvan, bir kafir, bir inkarcı, bir bidat davetçisi, bir fasık olarak yaratsaydı; İslam'a çağırmayan bir müslüman veya çeşitli hataları olan bir yola davet eden biri olarak yaratsaydı bilincin nasıl olurdu?

Allah'ın seni seçmesinin ve seni Ehli Sünnet ve'l Ce-maat yolunda bir davetçi kılmasının, üzerinde bulunduğun yolda kararlılık göstermene etki eden faktörlerden biri olduğunu görmüyor musun?

Bu satırları yazarken Cumanın ezanı okundu.Cuma namazının hutbesi “Dua ve Zikir” idi.Hatıp konuşmasında şoyle dedi.Dua,Allah ile senin aranda bir bağdır.Guvenin teslimiyetin sığınmanın sevmenin korkmanın bağıdır.Hiç kimseye açamadığın söyleyemediğin isteyemediğin ve kimsenin seni umursamadığı bakmadığı hatırlamadığı bir ortamda seni duyan senin duana icabet edendir.Boyle devam etti hutbe.Ne kadar doğru sözler.Zikirden bahsederken kalblerin ancak onunla durulacağından bahsetti öyle değimli bitmek tükenmez hırs şehevi arzular ihtiraslarla donatılı olan adem oğlu ancak Rabbini anmayla kalbi durulmazmı.Evet Cuma boyle geçt.Cumada öyle saat varki bu vakti değerlendiren kula müjdeler olsun.Yarabbi bizleri ıslah eyle,bizleri rahmetinle yargıla vasat olan o ummet gibi kıl.Samimi neşeli paylaşan dertleşen sevincini acısını paylaşan.Senden korkan Senden başkasına boyun eğmeyen kıl.Kardeşlerimize yardımcı ol.Sen kimseye zulm etmezsin.Bizler nefsimize zulmettik emrinden çıktık ve başımıza bunca bela musibet geldi.Bizlere merhamet et içimizden ihlaslı samimi insanlar çıkar.Neslimizi ıslah et ehlimizi ıslah et geleceği onlara İslam kıl.Bizleri musluman olarak yaşat ve öldür.İmanımızı artık bir an olsun nefsimizi bize bırakma.Allahumme amin.

Nefis, hareket etmezse bozulur. Dışa açılmazsa çürür. Nefsin dışa açılabileceği en yüce alanlardan biri de Allah'a davettir. Bu, peygamberlerin görevidir ve nefsi azaptan kurtarır. Bu uğurda, kuvvetler harekete geçer ve önemli görevler yerine getirilir. Dolayısıyla davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol.  Hiçbir konuda bir kimse hakkında "ne ilerledi ne geriledi" demek doğru değildir. Çünkü nefsi sen ibadetle meşgul etmezsen, o seni günahla meşgul eder. İman, artar ve eksilir.

Zaman harcayarak, kafa yorarak, çalışarak ve konuşarak doğru yola davet etmek, müslümanın en önemli uğraşı ve kaygısı olursa; bu, şeytanın saptırma ve fitneye düşürme uğraşının önünü keser.

Sağlam insanların etrafında bulunmak.İnsanı bir çok hataya düşmekten korur. Bu insanların sıfatlarından birini Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şu şekilde haber verir: "İnsanlar arasında öyleleri vardır ki, iyiliğin anahtarları ve kötülü-ğün kilididirler."

Alimleri ve salihleri, davetçileri ve inananları arayıp onların etrafında bulunmanın sebat etmeye büyük bir şe-kilde yardımı vardır. İslam tarihinde gerçekleşen bazı fitnelerde, Allah müslümanları bir takım kişilerle sabit kılmıştır.

Salih kardeşlerin, örnek alınacak insanlar ve terbiye edici sıfatı bulunan kimseler, yürüdüğün yolda sana yardımcıdır. Kendisine sığınacağın bir barınaktır. Bildikleri ayetler ve hikmetli sözlerle seni sağlamlaştırırlar. Onlardan ayrılma ve onların arasında yaşa. Sakın yalnız kalma, şeytanlar seni kapar. Çünkü, kurt ancak sürüden uzak kalanı yer.

Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da onlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever. Onların sözleri, sadece şöyle demekten ibaretti: "Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı sabit kıl; kafirler topluluğuna karşı bizi muzaffer eyle!" Allah da onlara dünya nimetini ve ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah iyi davrananları sever)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, işkence gören sahabilerinin inançlarını sağlamlaştırmak için onlara baskı ve işkence günlerinde, geleceğin İslam'ın olacağını haber vermişti. Ne demişti?

Buhari'de, Habbâb radıyallahu anh'tan, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edi-lir: "Allah bu işi (dini) mutlaka tamamlayacaktır. Öyle ki, bir yolcu San'a'dan Hadramevt'e kadar Allah'tan ve sürüsü için kurttan başka hiçbir şeyden korkma-dan gidecek"

Geleceğin İslam'ın olacağı ile ilgili hadisleri İslam'da yeni olanlara bildirmek onların kararlılık üzere terbiye edilmesi açısından önemlidir.

Allah azze ve celle'nin (Köpük ise atılıp gider)   ayetinde batıldan korkmama ve batıla teslim olmama konu-sunda akıl sahipleri için bir örnek vardır.

Kur'an-ı Kerim'in bir üslubu da batıl ehlini ortaya çı-karmak, hedeflerini ve bunun için kullandıkları yolları açığa vurmaktır. (Böylece suçluların yolu belli olsun diye ayetleri iyice açıklıyoruz)   Müslümanlar, gafil yakalanmasın ve İslam'a nereden zarar gelebileceğini bilsinler diye...

Düşmanlarını tanımadıkları için hesap etmedikleri yerden saldırıya uğrayınca sebat edemeyen ve ayakları kayan nice davetçiler ve dağılan hareketler işittik ve gördük.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "Hiç kimse sabırdan daha hayırlı ve bol bir  hediye ile ödüllendirilmedi"   Sabrın en şiddetlisi, musibetle ilk karşılaşma anındadır. Kişi beklemediği bir felaketle karşılaştığında çöküntü yaşar ve sabrı yoksa kararlılığını kaybeder.

Müslümanlar Uhud'da musibete uğradıklarında bunu beklemiyorlardı. Çünkü Allah onlara zafer vadetmişti. Böylece Allah onlara, kanla ve şehitlerle iyi bir ders vermiş oldu: ((Bedir'de) iki katını (düşmanınızın) başına getirdiğiniz bir musibet, (Uhud'da) kendi başınıza geldiği için mi "Bu nasıl oluyor?" dediniz? De ki: O, kendi-nizden kaynaklanmaktadır)   Nefislerinden kaynaklanan neydi?(Allah arzuladığınız (galibiyeti) size gösterdikten sonra zaafa düştünüz; verilen emir konusunda tartışmaya kalkıştınız ve âsi oldunuz. İçinizde dünyayı isteyeniniz de vardı)

Müslümanın, bir fitneye uğradığı ve Rabbi onu arındırmak için imtihan ettiği zaman sebat etmesini sağlayan faktörlerden biri de Allah'ın ona, kendisine nasihat eden ve inancını sağlamlaştıran salih bir insan göndermesidir. Allah'ın kendisini faydalandırdığı, hatasını örten nasihatlerdir. Bu nasihatler; Allah'ı, O'na kavuşmayı, cenneti ve cehennemi hatırlatan sözlerle doludur.

Cennet nimetlerini ve cehennem azabını düşünmek ve ölümü hatırlamak bunlar insanın imanını artırır.

Cennet, mutluluklar diyarıdır. Acıların dindiği yerdir. Müminlerin son konaklama mekanıdır. Nefsin,karşılıksız fedakarlıkta bulunmama, çalışmama ve sebat etmeme özelliği yaratılışındandır. Bu karşılık ona zorlukları kolaylaştırır. Yolundaki engelleri ve güçlükleri küçük gösterir.

Alacağı mükafatı bilene çalışmanın zorluğu kolay gelir. Yolunda yürürken sebat göstermezse, genişliği gökler ve yer kadar olan cennete girme fırsatını kaçıracağını bilir. Sonra nefis, kendisini topraklıktan yükseltip ulvi aleme çekecek etkenlere muhtaçtır.

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, sahabilerinin inancını sağlamlaştırmada cenneti hatırlatma faktörünü kullanırdı. Hasen-sahih bir hadiste şu rivayet edilir: Yasir, Ammar ve Ümmü Ammar Allah yolunda işkence görürken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onların yanına uğrar ve şöyle der: "Sabredin ey Yasir ailesi! Çünkü gideceğiniz yer cennettir."

Yine, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ensar'a şöyle derdi: "Benden sonra zulüm göreceksiniz. Havz başında bana kavuşuncaya kadar sabredin."

بسم الله الرحمن الرحيم

Rahman ve Rahim olan Allahın adı ile

Mahlukatı ve amellerini yaratan, onları hidayet nuru ile cehennemden uzak tutan Allah'a hamdolsun. Allah'ın kulları! Allah'dan hakkıyla korkun. Çünkü Allah'dan hakkıyla korkmak en üstün kazançtır. O'na itaat etmek de en yüce bağdır. Allah'dan hakkıyla korkun ve ahiret gününe kavuşmayı ümit edin. Sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin.

(Ey iman edenler! Allah'dan hakkıyla korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.)(3/Âl-i Imran/102)

Selamun Aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh.Allah bizlerede sizlerede merhamet etsin..

بسم الله الرحمن الرحيم

Rahman ve Rahim olan Allahın adı ile

Mahlukatı ve amellerini yaratan, onları hidayet nuru ile cehennemden uzak tutan Allah'a hamdolsun. Allah'ın kulları! Allah'dan hakkıyla korkun. Çünkü Allah'dan hakkıyla korkmak en üstün kazançtır. O'na itaat etmek de en yüce bağdır. Allah'dan hakkıyla korkun ve ahiret gününe kavuşmayı ümit edin. Sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin.

(Ey iman edenler! Allah'dan hakkıyla korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.)(3/Âl-i Imran/102)

Ey müslümanlar! İslam ehli bugün çetin bir savaşla karşı karşıyadır. İslamın güzel inancı, çağdaş yaşamın maddeci kültürünün; edep ve ahlaktan, üstün değerlerden yoksun bir medeniyetin saldırısıyla karşı karşıyadır. Bu medeniyet, bir çöküş medeniyeti ve yıkılış kültürüdür. Kurucularının kendisiyle yıkıldığı, belalarını ve felaketlerini tattığı bir medeniyet... g]n]m]zde ‘slamin nurundan habersiz olan, bu medeniyet; Musibet ve mutsuzluktan, kötülük ve günahtan, isyan ve çalkantıdan, gasp ve cinayetten; intihar, adam kaçırma ve adam öldürmekten, cinsi sapıklıktan, içki ve uyuşturucu bağımlılığından başka bir şey değil!.. Sizce öyle değilmi?

Bu medeniyetteki insalık toplumunda kişilikler tersyüz olmuş, işler karışmış, bedenler yorulmuş ve akıllar şaşırmış... Meşru olanla yasak olanı, faydalı olanla zararlı olanı birbirinden ayırmayan bir medeniyet... Oyun salonları, eğlence kulüpleri ve boş kalpler... Beklentileri boşa çıkaran ve fertlerini korumaktan aciz bir medeniyet...Bir gün bile onların ırzlarını ve değerlerini koruyamaz. Sence öyle değilmi?.

Darlık ve sıkıntı, üzüntü ve keder... Bunlar, Alemlerin Rabbi'nden yüz çevirenlerin uğradıkları cezadır. Tehlike ve tedirginlik ortamını ortadan kaldırmak için kullanılan sayılamayacak derecede çok eğlence aracı bunu sağlayamamıştır. (Allah, inanmayanların üzerine işte böyle pislik verir.) (6/el-En'am/125)

Üreten ve icadeden bir medeniyet... Bir de ne görelim; helakı, kendi yaptığından olmuş! Yıkımı, kendi icadettiğinden olmuş! Huzuru bozucu ve ortalığı karıştıran faktörleri ortaya çıkarmakta yarışan, yıkıcı ve saptırıcı araçları icadetmede yarışan bir medeniyet... (Onlar farkında olmadan ancak kendilerini helak ederler.) (6/el-En'am/26) (Yoksa sen, onların çoğunun dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar.) (25/el-Furkan/44) (Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Ahiretten ise onlar tamamen gafildirler.) (30/er-Rûm/7)

İşte bunlar, kafir toplumlarının ve onların facir medeniyetlerinin bazı özellikleridir.

Ey müslümanlar! Bugün küfür alemi belalarını İslam alemine yöneltmektedir. Müslüman kimliğini silmek, hayatın bütün yönlerinde; inançta, düşüncede, toplumsal ve ahlaki yaşayışta onu batıyı taklide sürüklemektedir.

Allah azze ve celle Kitab-ı Mübin'de şöyle buyurur: (Sizin de kendileri gibi inkar etmenizi istediler ki onlarla eşit olasınız.)(4/en-Nisa/89) (Ehli kitaptan çoğu sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler.) (2/el-Bakara/109) (Ehli kitaptan bir kısmı istediler ki sizi saptırabilsinler.) (3/Âl-i Imran/69) Ve şöyle buyurur: (Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilecekler, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır. Zaten inkar edivermenizi istemektedirler.) (60/el-Mumtehıne/2) Onlar bunu isterler ve bunu elde etmek, güçlerinin yettiği herşeyi gerçekleştirmek için uğraşırlar. (Eğer güçleri yeterse sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler.) (2/el-Bakara/217) (Dinlerine uymadıkça yahudiler de hristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır.) (2/el-Bakara/120)

Kafirlerin kalplerini dolduran korku ve düşmanlık onları, İslam ile savaşmaya ve İslam'ı yoketmeye çalışmaya itmektedir. (Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.) (61/es-Saff/8) (Kafirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez.) (9/et-Tevbe/32) Onlardan biri şöyle der: "Ne zaman Kur'an ve Mekke şehri islam ülkelerinde görülmezse işte o zaman müslümanları, Muhammed ve Kitabı'ndan uzak batı medeniyeti yolunda ilerler görebiliriz." Bu onların tuzağıdır ve kalplerinde sakladıkları düşmanlık ise daha büyüktür. Allah ne doğru söylemiştir ve Allah'dan daha doğru sözlü kim olabilir: (Kafir de Rabbine karşı uğraşıp durmaktadır.) (25/el-Furkan/55)

Ey müslümanlar! İslam düşmanları ulaşabildikleri her türlü icadı ve keşfi İslam'a ve İslam ehline karşı savaşta ve müslümanların ülkelerini inanç ve düşünce açısından işgalde kullanmaktadırlar. Sanki lisan-ı halleri onlardan birinin söylediği şu sözü söylemektedir: "Bir kadeh ve bir şarkıcı kadının Muhammed ümmetine yaptığını bin top yapamaz. Onları madde sevgisine ve şehvetlere boğun!"

İslam ülkelerini medya devrimi ve yüksek teknoloji ürünü iletişim araçları ile kuşattılar. Üzerlerine şeytani ve şehvani uydu kanallarıyla saldırdılar. Böylece yeni nesillerimiz değerleri ve iffetleri yokeden öldürücü bir zehir, şiddetli bir rüzgar, sürekli ve ağır bir hücumla karşı karşıya kaldılar. Bu çarpık medeniyet onların huylarını bozmakta, ahlaklarını tahrip etmekte hiç gecikmedi. Ve onların arasında rezilliği yayıldı. Onları, amaçsızca dolaşır; kabaran şehvetlerini gidermek için meşru ya da gayri meşru bir yol arar hale getirdi. Müslümanların çarşıları haram ve çirkin bir çok şeyle doldurulmuş bir hale geldi. Peki neden?

Müslüman kadın da bu düşmanca hücumdan kurtulamamıştır. Onun örtüsü ve tesettürü ile savaştılar. Onu aldatıp sapık moda evlerinin ve çıplak elbiseler üretenlerin yaptıklarını giydirmek için uğraştılar. Onu, erkeklerle bir arada bulunmaya çağırdılar. Ona ihanet edip, onu kirlettiler.

Müslümanları kafirlerin ve facirlerin ülkelerine; akıllara tuzak kuran, beyinleri aldatan, içerisinde helak edici tuzaklardan ve yok edici kapanlardan başka bir şey bulunmayan ülkelere ve anlamsız bir hayata seyahat etmeye çağıran sapık ilanlar ortaya çıktı. Teşvikler ve kolaylıklar sağlayan, kalabalıkları ve sıradan insanları o ülkelere yönelten çirkin ilanlar... Peki ya sonuç???

Kalbi sızlatan durumlardan biri de bazı müslümanların eşleri ve çocukları ile o ülkelere gitmeleridir. Artık ondan sonra olan kötülükleri ve büyük olayları hiç sorma!. Bütün bunları, uğursuz bir medeniyete ayak uydurmak ve çağdaşlık zannedilen bir yola koyulmak için yaparlar.

Şüphesiz bunlar, boğucu fitneler ve büyük günahlardır. Bundan korunmak için Allah'ın Kitabı'na ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetine samimiyetle sarılmaktan başka bir yol yoktur.

Ey müslümanlar! İslam ümmeti kendine savaş açanlara nasıl boyun eğerek yoluna  gidebilir!.. Kendisini yok etmek isteyene nasıl rıza göstererek yönelebilir!.. Davranışlarında ve ahlakında, anlayış ve düşünce ölçülerinde nasıl düşmanını örnek alabilir!.. İslam'ın öğretilerinden ve insanların efendisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in getirdiğinden nasıl yüz çevirip kafirleri ve facirleri taklit edebilir!. Zararın yolu ancak kafirlere ve facirlere itaat etmektir.

Allah celle ve alâ şöyle buyurur: (Ey iman edenler! Kafirlere uyarsanız, gerisin geriye döndürürler de, hüsrana uğrayanların durumuna düşersiniz.)(3/Âl-i Imran/149) (Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir guruba uyarsanız imanınızdan sonra yeniden sizi küfre döndürürler.) (3/Âl-i Imran/100)

Ey müslümanlar! Şüphesiz İslam, bu medeniyetin icadettiği faydalı şeyleri ve teknolojisini almayı yasaklamamıştır. Fakat hastalıklarını ve çarpıklıklarını, içerisinde barındırdığı belaları, kendisine yönelen ve yanından geçen herkesi kirleten sapıklıkları reddeder.

Ey müslümanlar! İnsanın seviyesini Allah'dan başkasına kulluğa kadar alçaltan, dinarın ve dirhemin kulu, şehvetinin, maddesinin ve rağbetinin kulu yapan bir medeniyetin ne faydası var!?. Bu çağdaş medeniyetin hükmettiği insanların perişanlığa düştüğü ve altüst olduğu gibi perişanlığa düşürmekten ve altüst etmekten başka ne faydası var!?. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "Dinara kul olanın, dirheme kul olanın, elbiseye kul olanın burnu yere sürtülsün. Kendisine verilirse razı olur, verilmezse kızar. Burnu yere sürtülsün ve altüst olsun. Kendisine bir diken batsa çıkaramasın." Bu hadisi, Buhari rivayet eder.

Gerçekten üzücü durumlardan biri de kendi ırkımızdan olan ve dilimizi konuşan bazı kimselerin Batı'nın simsarları olmalarıdır.Ağızlarını doldura doldura Batı'yı büyültüp yüceltirler. Bütün arsızlıklarıyla Batı'yı taklide ve Batı'nın yollarına uymaya çağırırlar.Onlar sapıklığın ve Batılılaşmanın davetçileridir.Cehennem kapılarında duran davetçilerdir. Kim onların çağrısını kabul ederse onu cehenneme atarlar.

Onlar buna çağırıyorlar ve sanki bizzat batının akıllı insanlarından arka arkaya yükselen, ruhsuzca yaşadıkları bu medeniyetin tehlikelerine karşı uyaran ve vakit geçmeden önce kurtuluşa çağıran çığlıkları bilmiyorlar!..

(Onlara, "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiği zaman "Biz ancak ıslah edicileriz" derler. Şunu bilin ki onlar, bozguncuların ta kendileridir fakat onlar anlamazlar.) (2/el-Bakara/11-12)

Ey müslümanlar! Yöneten ve yönetilen bütün müslümanların bu medeniyetin esaslarını bilmeleri, hedefleri ve zararları üzerinde durmaları gerekir. Kötü adetleri, çirkin ahlakları, düşmanlarının onları saptırmak ve kandırmak için uydurduğu cahiliye yollarını ülkelerine getirmemeleri ve evlerine sokmamaları gerekir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "Allah'ın en sevmediği üç gurup insandır: Haram bölgede dinsiz olan, İslam'a cahiliye adetleri sokmak isteyen, haksız yere kanını dökmek için bir kimsenin kanını talep eden." Bu hadisi, Buhari rivayet eder.

Ey müslümanlar! Şüphesiz siz, rabbani bir şeriata sahipsiniz. Bu şeriat, kendisine tutunana kalıcılık ve gelişme, şeref ve yücelik sağlar. Her türlü karanlığı aydınlatan bir şeriat... Öyleki  Nur üstüne nur...

İnsanlığı zarardan ve ümitsizlikten kurtarmaya layık olan tek şey İslam'dır. Sadece İslam, insanlığa mutluluk kazandırmaya kefildir. (Allah'ın boyasıyla boyandık. Allah'dan daha güzel boyayı kim verebilir? Biz ancak O'na kulluk ederiz.) (2/el-Bakara/138)  Burda boyadan kasıt islam ve tevhit itikadıdır.

Dininizle gurur duyun ve sapık yollara meyletmekten, kötü yollara düşmekten sakının. Nefislerinizi ve ailelerinizi koruyun. Sakındığınız şeylerden Allah'a sığının. Bu fitnelere karşı uyanık olma zırhına bürünün. Çünkü şeytanın okları delicidir. Kalp de tesirli bir eziyetten etkilenir. Keder verici en ufak bir şeyde kederlenir.

Ey müslümanlar! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bizlere her türlü fitne anında uygulayabileceğimiz bir ölçü bırakmıştır. Şöyle buyurur: "(Fitneler) önüne çıkanı yıkar. Kim (ondan kurtulmak için) bir sığınak bulabilirse oraya sığınsın." Bu hadisi, Buhari ve Müslim rivayet eder.

Deccal fitnesi hakkında da şöyle buyurur: "Kim Deccal'in çıktığını işitirse ondan uzak dursun. Allah'a yemin olsun ki, kişi kendisinin mü'min olduğunu zannederek ona gelir ve gösterdiği şüphelerden etkilenerek ona tâbi olur." Bu hadisi, Ebu Davud ve diğer bazı muhaddisler rivayet eder. Fitne ancak kenddinden kaçıldıkca küçülür ve içinde gezildikçede büyür.

(Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında acımasız, güçlü, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.)(66/et-Tahrim/6)

Allah'ın kulları! Allah'dan hakkıyla korkun ve O'nu gözetin. O'na itaat edin ve isyan etmeyin! (Ey iman edenler! Allah'dan hakkıyla korkun ve doğrularla birlikte olun.) (9/et-Tevbe/119)

Ey müslümanlar! Şüphesiz dinini seven her müslüman, müslümanların bu haçlı ve siyonist saldırılardan etkilendiğini görünce içinde derin bir acı ve keder hisseder. Bu etkilenmenin gün be gün daha da arttığını görünce üzüntüsü büyür. Fakat bu, Allah'ın insanlar için koyduğu Sünnetullah'tandır. (Andolsun ki, içinizden cihad edenlerle sabredenleri belirleyinceye ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.) (47/Muhammed/31)

Ey müslümanlar! Oluşumunda, mayasında her hangi bir kusur olmayanlar, imtihanla ve musibetle ortaya çıkar. Çetin savaşlarda yüksek ruhlar, alçak ruhlardan ayrılır. İnsanlar, madenler gibidir. İçerisinde değerli cevherler de, değersiz filizler de vardır. Öylede bitkisi iyi ve ürünü temiz olan değerli topraklar da, tohumu boşa götüren ve ürün vermeyen değersiz çorak topraklar da vardır.

Allah'dan korkun ey Allah'ın kulları ve bozulan hallerinizi düzeltin. rabbinize ibadete sarılın. Ma'kal b. Yesâr radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Karışıklık anında ibadet bana hicret etmek gibidir." Bu hadisi, Müslim rivayet eder.

Ey İslam gençleri! Başınızı kaldırın ve dininizle gurur duyun!. Bozuk adetlerinde, değersiz geleneklerinde ve çirkin özelliklerinde kafirlere banzemekten sakının. Bu tip medeniyetlerin çirkinliklerinden ve pisliklerinden sakının.

(De ki: "Ey kafirler! ben sizin ibadet etmekte olduklarınıza ibadet etmem. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmiyorsunuz. Ben de sizin ibadet ettiklerinize asla ibadet edecek değilim. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet ediyor değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.") (109/el-Kâfirûn/1-6)

Ölüm herkes için hak! Sen hangi hal üzere öleceğine bak! Bir kafir gibimi, yoksa bir müslüman gibimi? Yoksa terimler sözlüğünde yeri olmayan müslüman kafir karışımı dinin kabul etmediği bir hal üzere mi ölmek istiyorsun? Peki ölüm meleğine, kabire konulduğunda melekler dinin nedir diye soru sorduğunda ne diyeceksin???

İnsan bildiğinin yalancısıdır. Öyle ise neden küfür toplumları dediğimiz müslüman olmayan toplumların sapıkca, medeniyet namına uydurdukları, düzensizlik ve çöküşün anahtarı olan ahlaksızlıklarını bize zarar vereceklerini bile bile nasıl olurda kabulleniriz? Yada nasıl olurda bize zarar vermeyeceğini zannederiz? İslam yolu aydınlık bir yoldur. Medeniyetide öyle.

Bu haftaki hutbemi Kurandan dualar ile noktalıyorum.

“Ey Rabbimiz! Bize Dünya ve Ahirette güzellikler, iyilikler ver. Bizi Cehennem azabından koru. Ey Rabbimiz! Yapmış olduğumuz ibadetleri kabul et. Şübhesizki Sen çokca ve her şeyi işiten ve duyansın. Ey Rabbimiz! Bizi unutarak veyahutta hata ile yaptığımız işlerden dolayı mesul tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklemiş olduğun gibi bizede zorluklar yükleme. Ey Rabbimiz! Bizi gücümüzün yetmeyeceği şeylerden mesul tutma. Bizi affet ve bağışla, bize mağfiretinle muamele et. Şübhesizki Sen bizim mevlamız, sorumlumuz, gözetenimizsin. Bize kâfir topluluklara karşı yardım et. Ey Rabbimiz! Bizden Cehennem azabını uzaklaştır. O Cehennem ki azabı acıklı bir konaklama yeridir. Ey Rabbimiz! Bize gözümüzü mutlulukla dolduracak hanımlar ve zürriyetler ver. Bizleri takva sahiblerine imam kıl. Ey Rabbimiz! Kalblerimizi hidayete erdirdikten sonra sapıklığa sokma. Bize kendi katından rahmet ver. Ey Rabbimiz! Bize ve bizden öncekilere mağfiret et. Kalblerimizde iman edenlere karşı bir kin oluşturma. Şübhesiz ki Rauf’sun Rahim’sin. Ey Rabbimiz! Bizler nefislerimize zulmeddik, eğer Sen bizi bağışlamaz, bize rahmet etmezsen şübhesizki husrana uğrayanlardan oluruz. Ey Rabbimiz! Bize fazlından ilim ver ve bizi salihlerle beraber kıl. Ey Rabbimiz! Cehennem ve azabından, ölülerin, canlıların ve Deccalin sebeb olacakları fitnelerden  sana sığınırız. Ey Rabbimiz! Acizlikten, cimrilikten ve korkaklıktan, borcun ve düşmanların üzerime galip gelmesinden sana sığınırım. Ey Rabbimiz! Bunaklıktan sana sığınırız. Ey Rabbimiz! Gizli ve aşikâr hallerimizde senden hakkı ile korkmayı talep ederiz. Ey Rabbimiz! Doğruluğu ve doğru sözü söylemeyi öfkelendiğimizde yada sakin olduğumuz esnalarda senden niyaz ederiz. Ey Rabbimiz! Senden hiç bitmeyen bir nimet, kaza geldikten sonra Ona rıza gösterebilme gücü, ölümden sonra güzel bir hayat, güzel yüzüne bakabilmeyi, sana kavuşabilmek için bir iştiyak istiyoruz. Ey Rabbimiz! Bizi iman ile süsle ve bizleri hidayete eren, insanlığın hidayeti için uğraşanlardan eyle. Ey Rabbimiz! Senden hidayeti, takvayı, iffeti ve zenginliği talep ederiz. Ey Rabbimiz! Bizi dini anlayanlardan gerekleri doğrultusunda amel edenlerden eyle. Ey Rabbimiz! Fayda vermeyen ilimden, sana karşı korku duymayan kalbten, doyum bilmeyen nefisten, kabul edilmeyecek duadan, vermiş olduğun nimetin elden gitmesinden, musbetin birden çökmesinden, öfkenin üzerimize tesallut etmesinden sana sığınırız. Ey Rabbimiz! Bizim için Ahiretimizi ve içinde yaşamış olduğumuz Dünya hayatımızı islah et. Yaşamayı bize her türlü şeyde kazanç kapısı kıl. Ölümü bize her türlü kötülükten kurtuluş olarak kıl. Ey Rabbimiz! Sana ulaşma yollarını bize göster, bizi kendi nefislerimizden gelecek olan zararlardan koru. Ey Rabbimiz! Senin rahmetini bekleriz, bizi kendi nefislerimizin isteklerine terk eyleme. Bizim bütün işlerimizi yoluna koy. Şübhesizki Sen ibadet edilmeyi hak eden tek ilahsın. Ey Rabbimiz! Senden hayırlı işlerin yapımını, kötü işlerin terkini, fakirlerin sevgisini ve bize mağfiret etmeni, rahmet göstermeni, kullarına bir fitne geleceği zaman bizi fitneye uğramadan ruhumuzu almanı isteriz. Ey Rabbimiz! Senin sevgini, Seni sevenleri sevmeyi, sana yaklaştıran amellere sevgiyi isteriz. Ey Rabbimiz! Bize imanın şartlarına inancı sevdir ve fıskı, kötü amelleri, isyanı ise kalbimize kötü olarak göster. Bizleri doğruyu bulanlardan eyle. Ey Rabbimiz! Belanın, şekavetin, kötü kadanın ve düşmanların bizi parça parça etmelerinden sana sığınırız. Ey Rabbimiz! Sana karşı günah işlememizi engelleyecek bize bir korku ver. Bizi Cennete ulaştıracak amelleri yapmamızı sağla. Senin yanındaki fadlı kavrayacak hakiki manada bir inanç verki bu inanç bize başımıza gelen musibetlere karşı dayanma gücü versin. İşitmemiz, görmemiz ,bedensel kuvvetimiz ile yaşadığımız müddetçe nimetlenmemizi sağla. Bize zulmedenlerden öcümüzü al. Bize düşmanlık edenlere karşı yardımını esirgeme. Dünya hayatını yaşantımız içindeki en büyük gaye olarak kılma. Dünya zevklerini ilmimizin ulaştığı en son nokta olarak sayma. Üzerimize gücümüzün yetmeyeceği, merhameti olamyan düşmanları musallat etme. Ey Rabbimiz! Senden rahmetini celbedecek, mağfiretini kazanacak şeyleri nasib etmeni, her türlü iyiliğe ulaşmayı, her türlü kötülükten korunmayı, Cenneti kazanmayı, Cehennemden de sakınmayı niyaz ederiz. Ey kalbeleri dilediği gibi cevirip duran Allahımız! Bizlerin kalblerini taatin üzere sabit kıl. Ey Allahımız! Zikir edebilmek, şükrünü yerine getirebilmek, güzel bir şekilde ibadet edebilmek için bize yardım et. Ey Rabbimiz! Ölüm anını geldiğinde son nefesimizi iman ile vermemizi, Dünya ve Ahirette zarara uğramayanlardan olmayı nasib eyle. Ey Rabbimiz! Gizlemediğin bir ayıb, bağışlamadığın bir günah, ödenmesini sağlamadığın bir borc, kurtuluşa erdirmediğin bir sıkıntı bırakma. Peygamber  efendimize ve Onun ailesine salat ve selamda bulun. 

Nebiniz -sallallahu aleyhi ve sellem-' in peygamber olarak gönderildikten sonra 13 sene kavmine sabrettiği-ni hatırlayın. Kâbe’de 360 tane put görmesine rağmen, Allah’ın yüce evini tavaf ediyor ve ona doğru namaz kı-lıyordu. Tâ ki Mekke’nin fethiyle Allah O’na yardım ede-ne kadar. Mekke’ye muzaffer ve apaçık hüküm O’nun olarak girmiştir. Ve Kâbe’yi putlardan temizlemiştir.

Başarı Allah’tandır. 

Doğrular Allah tan yanlışlar ise bizdendir.Burada yazanlar hep daha önce bizden önce gelip geçen alimlerin yazmış oldukaları dır.Bize düşen ilmi aktarmakdır.Allah doğrular ile amel etmeyi hepimize nasip etsin.Dua edin Dunızı esirgemeyin.Velhamdulillahi Rabbil alemin.

Görüşün Bizim İçin Önemli