Ayrıntılı açıklama

Allah Teâlâ, korku ve yolculuğun bir arada bulunduğu zaman, hem namazın rükünlerini ve hem de rekat sayısını kısaltmayı mübah kılmıştır. Beraberinde korku bulunmayan seferde sadece rekat sayısını kısaltmayı; beraberinde sefer bulunmayan korku halinde ise yalnızca namazın rükünlerini kısaltmayı mübah görmüştür.

Hz. Peygamber'in sünneti böyle idi. İşte bu sünnetle, âyette geçen "kısaltmanın" yeryüzünde sefere çıkmak ve korku duyulmakla kayıtlandırılmış olduğunun hikmeti bilinir.[1]

Düşman kendisiyle kıble arasında bulunduğunda, Allah Resûlü'nün korku namazını kıldırışışöyleydi: Müslümanların hepsini arkasında saf yapıp tekbir alır, cemaat de tekbir alır, sonra rükûa gider cemaat de rükûa gider, sonra rükûdan kalkar cemaat de onunla birlikte rükûdan kalkar, sonra özellikle kendisini takip eden safla birlikte secdeye gider, sonraki arkadaki öteki saf -secde etmeyip- düşmana karşı ayakta dururlardı. Birinci rekatı bitirip de ikinci rekat için kalkınca, arkada duran saf, Hz. Peygamber'in kalkışından sonra, secdeye varıp iki kez secde ederler sonra kalkıp birinci saffın yerine öne geçerler. Her iki saftakilerin birinci saffın faziletinin elde edilmesi için birinci saf gerileyerek onların yerine geçerler, birinci saftakilerin ilk rekatta iki secdeyi Hz. Peygamber'le birlikte yaptıklarıgibi, ikinci saftakiler de ikinci rekattaki secdeleri Allah Resûlü ile yapmış olurlar. Böylece her iki saftakiler gerek Allah Resûlü ile yapabildikleri ve gerek kendi başlarına kaza ettikleri amellerde eşit olmuş olurlar. Bu durum ise, son derece adildir. Hz. Peygamber rükû edince her iki saftakiler de ilk kez yaptıkları gibi yaparlar. Allah Resûlü teşehhüde (tahiyyata) oturunca arkadaki saf iki secde eder, sonra ona teşehhüdde yetişip hep birlikte selam verirler.

Düşman kıble tarafında olmadığı zaman ise:

1) Bazen ashâbını ikiye ayırıp bir bölümünü düşman hizasına, bir bölümünü de kendisi ile namaz kılmaya ayırırdı. İki gruptan biri kendisiyle namazın bir rekatını kılarlar sonra namaz halinde olarak diğer grubun yanına giderler, diğerleri bunların yanına gelir ve onunla birlikte ikinci rekatı kılar ardından selam verirler. İmamın selamından sonra her grup namazının gerisini bir rekat olarak kılarlar.

2) Bazen iki gruptan birine bir rekat kıldırır, sonra ikinci rekata kalkar, daha ayakta iken bu grup namazın devamını kı­lar ve Hz. Peygamber'in rükûsundan önce selam verirler, diğer grup gelip ikinci rekatı Allah Resûlü ile kılarlar. Allah Resûlü teşehhüde oturunca, bunlar kalkar ve -Hz. Peygamber bunları teşehhüdde bekler iken- kılamadıkları birinci rekatı kaza ederler. Onlar teşehhüdü yaptıklarında onlarla beraber selam verirdi.

3) Bazen bu iki gruptan birine iki rekatı kıldırır, bu grup Hz. Peygamber'den önce selam verirler, diğer grup gelir Allah Resûlü ile birlikte son iki rekat kılar birlikte selam verirlerdi.

4) Bazen iki gruptan birine iki rekat kıldırır birlikte selam verir, diğer grup gelir onlara da iki rekat kıldırır ve birlikte selam verirdi.

5) Bazen de, iki gruptan birine bir rekat kıldırır, bunlar kaza etmeden (tamamlamadan) giderler, sonra diğer grup gelir bunlara da bir rekat kıldırır, bunlar da gerisini kaza etmezlerdi. İşte bu şekillerin hepsi ile korku namazı kılmak caizdir. İmam Ahmed: "Korku namazı ile ilgili olarak rivâyet edilen bütün hadislerle amel etmek caizdir." demektedir.[2]

Hz. Peygamber, Tebuk'de yirmi gün kaldı. O, ümmetine, kişi bundan daha çok kaldığı zaman namazını kısaltamaz demediği halde, kendisi bu süre zarfında namazlarını kısaltarak kılıyordu. Fakat onun ikametinin bu kadar süre olduğunda ittifak vardır. Sefer halindeki bu ikâmet, onu sefer hükmünden çıkarmaz. Bu ikâmet, kendi vatanının dışında olup o yere yerleşme niyetinde olunmadığı zaman, seferî sayılması için ister uzun süreli ister kısa süreli olsun fark etmez.

Nâfi', kendisiyle şehre girişi arasına kar engel olan İbn Ömer'in Azerbaycan'da altı ay kaldığını ve bu sürede namazlarını iki rekat olarak kıldığını; Hafs b. Ubeydullah, Enes b. Mâlik'in Şam'da iki sene kaldığı ve namazlarını yolcu namazı olarak kıldığını; Enes, Resûlullah'ın ashâbının Râmehürmüz'de yedi ay kaldığını ve namazlarını kısaltarak kıldıklarını; Hasen, Abdurrahman b. Semüre ile Kâbil'de iki sene kaldıklarını ve namazı cem etmeden kısaltarak kıldıklarını; İbrahim (en-Nehâî), (ashâbın) Rey'de bir veya daha çok sene, Sicistan'da ise iki sene ikâmet ettiklerini söylemektedirler.

Gördüğün gibi bu, Allah Resûlü'nün ve ashâbının uygulamasıdır. Doğrusu da budur.

Dört imam, bir kişinin ihtiyacından dolayı bir yerde ikâmet edip "Ha bugün ha yarın çıkıyorum." diyerek o ihtiyacını gider­mek için beklediği sürece, namazlarını sürekli kısaltarak kılacağı hususunda ittifak etmişlerdir.

 


[1]     Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Sefere çıktığınızda, inkar edenlerin size saldırıda bulunmasından korkacak olursanız, namazı kısaltmanızda sizin için hiçbir sakınca yoktur; çünkü inkar edenler, sizin apaçık düşmanınızdır. Onların içinde iken namaz kıldırdığında, içlerinden bir kısmı silahlarını alıp seninle birlikte namaza dursunlar ve secde edince de arkanıza geçsinler! Bu sefer de namaz kılmayan diğer kısım gelip seninle birlikte namazı kılsın. İhtiyatlı olsunlar ve silahlarını yanlarında bulundursunlar; çünkü inkar edenler, size aniden bir baskında bulunabilmek için, silahlarınızın ve mühimmatınızın yanınızda olmamasını arzu ederler. Yağmurdan dolayı zahmet çekiyorsanız veya hasta iseniz, silahlarınızı bir yere bırakmanızda sizin için hiçbir sakınca söz konusu değildir. Ancak her şeye rağmen yine de tedbirinizi alın! Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır. Namazı bitirdiğinizde, ayakta durarak, oturarak ve yanlarınızın üzerinde (yatarak sürekli bir şekilde) Allah'ı anın! Güvene kavuştuğunuzda da, namazı dosdoğru kılın; çünkü namaz, inananlara vakitli olarak farz kılınmıştır. (Düşmanınız olan) o topluluğun peşine düşmekte gevşek davranmayın! Eğer siz acı çekmekte iseniz, (iyi bilin ki), onlar da sizin acı çektiğiniz gibi acı çekmektedir; ama siz, Allah'tan, onların umamayacaklarışeyleri ummaktasınız. Allah, hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir." [en-Nisâ 4/101-104].

[2]     Çünkü namaz orada imkana göre, mümkün olduğu şekilde kılınır. Allah şöyle buyurmaktadır: "(Düşmanlarınızdan) korkacak olursanız, o taktirde (namazlarınızı) yürüyerek ya da binek üzerinde giderek (kılın)!" [el-Bakara 2/239]. Yani namazınızı yürürken veya binek üzerinde kılınız. Bundan amaç, insan savaşta kendisine güç veren Allah'ın zikri ile zaferin vesilelerinden olan düşmandan korunmayı birleştirmek için çalışır. Maddî ve manevî maslahatları birleştiren bu din, ne kadar da sağlamdır!

Görüşün Bizim İçin Önemli