Mikrofonlar aracılığıyla ölünün üzerine Kur’an okumanın hükmü

Tanımlama

Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn’in cevapladığı sorunun metni şöyledir: "Bazı ülkelerde şöyle bir âdet var: Birisi öldüğü zaman ölünün evinde hoparlörler vâsıtasıyla yüksek sesle Kur’ân okumaktadırlar. Bu davranışın hükmü nedir?"

Download
Site Yetkilisine Mesaj Yaz

Ayrıntılı açıklama

    Mikrofonlar aracılığıyla ölünün üzerine Kur'an okumanın hükmü

    ] Türkçe – Turkish – تركي [

    Muhammed b. Salih el-Useymîn

    Terceme : Muhammed Şahin

    Tetkik : Ali Rıza Şahin

    2013 - 1434

    حكم قراءة القرآن على الميت عبر مكبرات الصوت

    « باللغة التركية »

    محمد بن صالح العثيمين

    ترجمة: محمد مسلم شاهين

    مراجعة: علي رضا شاهين

    2013 - 1434

    Soru:

    Bazı ülkelerde şöyle bir âdet var: Birisi öldüğü zaman ölünün evinde hoparlörler vâsıtasıyla yüksek sesle Kur’ân okumaktadırlar.

    Bu davranışın hükmü nedir?

    Cevap:

    Biz bunun kesinlikle bid‘at olduğunu söyleriz. Çünkü bu davranış, ne Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, ne de onun ashâbının zamanında vardı.İnsan,-herkesin işiteceği hatta oyun ve eğlenceye dalanların bile işiteceği şekilde hoparlörlerle okunduğu gibi değil de- Kur’ân’ı sadece kendi kendine okuduğu zaman hüzünleri hafifler.

    Öyle ki hoparlörlerle okunduğu zaman çalgı âletlerini dinleyenlerin bile böylece aynı anda hem Kur’ân’ı, hem de bu çalgı âletleri dinlediklerini görürsünüz. Bu davranışlarıyla onlar, sanki bu Kur’ân’da yaygara çıkarıyorlar ve onunla alay ediyorlar.

    Ayrıca ölünün yakınlarının taziyeye gelenleri karşılamak için toplanmaları, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zamanında bilinmeyen (olmayan) davranışlar-dandır.Hatta bazı âlimler bunun bid‘at olduğunu söyle-mişlerdir. Bu sebeple ölünün âilesinin taziyeleri kabul etmek için toplanmalarını uygun görmüyoruz. Aksine kapılarını kapatmalarını ve çarşıda birisiyle karşılaştıkları veya herhangi bir hazırlık yapmaksızın ve herkese kapı açmadan tanıdıklarından birisi geldiği zaman böyle yaparsa, bir sakınca yoktur. Taziyeleri kabul etmek için toplanmaları ve kapıları insanlara açmalarına gelince bu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zamanında bilinmeyen (olmayan) bir şeydi.Hatta sahâbîler, cenaze evinde toplanılmasını ve (taziyeye gelenler için) yemek konul-masını bir nevi ölünün ardından ağıt yakmak saymışlardır. Bilindiği üzere ölünün ardından ağıt yakmak, büyük günahlardandır.

    Zirâ Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ağıt yakan kadınlara ve onları dinleyenlere lânet ederek şöyle buyurmuştur:

    (( أَرْبَعٌ فِي أُمَّتِي مِنْ أَمْرِ الْجَاهِلِيَّةِ لاَ يَتْرُكُونَهُنَّ: الْفَخْرُ فِي اْلأَحْسَابِ وَالطَّعْنُ فِي اْلأَنْسَابِ وَاْلاِسْتِسْقَاءُ بِالنُّجُومِ وَالنِّيَاحَةُ، وَقَالَ: النَّائِحَةُ إِذَا لَمْ تَتُبْ قَبْلَ مَوْتِهَا تُقَامُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَعَلَيْهَا سِرْبَالٌ مِنْ قَطِرَانٍ وَدِرْعٌ مِنْ جَرَبٍ.)) [ رواه مسلم ]

    "Ümmetimde dört haslet, câhiliyet işlerindendir. (Ümmetim) bu hasletleri bırakmayacaktır. (Bu hasletler:)

    Şerefiyle övünüp iftihar etmek, (başkasının) soyunu karalamak, yıldızlar aracılığıyla yağmur yağmasını istemek ve ölünün ardından ağıt yakmaktır.

    (Sonra) buyurdu ki:

    Ölünün ardından ağıt yakan kadın, tevbe etmeden ölürse, kıyâmet günü üzerinde katrandan bir elbise ve uyuzlu bir gömlek olduğu halde (kabrinden) kaldırılır." [1]

    Allah Teâlâ'dan dünya ve âhirette âfiyet ve selâmet dileriz.

    Müslüman kardeşlerime tavsiyem; dînde olmayıp da sonradan çıkarılan bu yenilikleri (bid‘atları) terk etmeleridir. Zirâ bu, Allah katında onlar için daha evlâdır. Aynı şekilde ölü için de daha evlâdır. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- âilesinin kendisinin üzerine ağlaması ve ağıt yakması sebebiyle ölünün azâp çekeceğini haber vermiştir.Yani ölü, bu ağlama ve ağıt sebebiyle cezalandırılmayacak olsa bile acı çekecektir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

    ﴿ ... وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٞ وِزۡرَ أُخۡرَىٰۚ ... ﴾

    [ سورة الأنعام من الآية: ١٦٤]

    "Kendi (günah) yükünü taşıyan hiç kimse, başka birisinin (günah) yükünü taşımaz."[2]

    Azâbın, ceza olması gerekmez. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu görmez misiniz?

    (( اَلسَّفَرُ قِطْعَةٌ مِنَ الْعَذَابِ، يَـمْنَعُ أَحَدَكُمْ نَوْمَهُ وَطَعَامَهُ وَشَرَابَـهُ، فَإذَا قَضَى أَحَدُكُمْ نَـهْـمَتَـهُ فَلْيُـعَجِّلْ إلَى أَهْلِـهِ.)) [متفق عليه]

    "Sefer (yolculuk) azaptan bir parçadır. Yolculuk, birinizi uykusundan, yemeğinden ve içeceğinden (tam anlamıyla zevk almaktan) alıkoyar. Bu sebeple biriniz ihtiyacını karşıladıktan sonra, âilesine dönmekte acele etsin."[3]

    Hâlbuki yolculuk bir ceza değildir. Aksine elem, keder ve benzeri şeyler acı sayılır. Başlarına şiddetli bir keder ve üzüntü geldiği zaman insanların dilinden düşmeyen şöyle bir söz vardır:

    "Vicdanım sızlıyor."

    Sözün özü; kardeşlerime, onları Allah’tan daha fazla uzaklaştırmaktan ve ölülerinin daha fazla acı çekmelerinden başka bir işe yaramayan bu gibi âdetleri terk etmelerini tavsiye ediyorum.

    & & & & & &

    [1] Müslim, "Kitâbu’l-Cenâiz, Bâbu't-Teşdîd fi’n-Niyâha", hadis no: 934

    [2] En‘âm Sûresi: 164

    [3] Buhârî, "Kitâbu’l-Umre, Babu es-Seferu Kıt’atun mine’l-Azab", hadis no: 1804. Müslim, "Kitâbu’l- İmara, Bâbu es-Seferu Kıt’atun mine’l-Azab", hadis no: 1927

    Görüşün Bizim İçin Önemli