Kendisinin ve çocuklarının nafakasını temin etmek gerekçesiyle oruç tutmayan kimsenin hükmü

Tanımlama

Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymin’in cevapladığı sorunun metni şöyledir: " Kendisinin ve çocuklarının nafakasını temin etmek gerekçesiyle oruç tutmayan kimsenin hükmü nedir?"

Download
Site Yetkilisine Mesaj Yaz

Ayrıntılı açıklama

    Kendisinin ve çocuklarının nafakasını temin etmek gerekçesiyle oruç tutmayan kimsenin hükmü

    ﴿ حكم من ترك الصيام بحجة كسب عيشه وعيش أولاده ﴾

    ] Türkçe – Turkish – تركي [

    Muhammed b. Salih el-Useymîn

    Terceme : Muhammed Şahin

    Tetkik : Ali Rıza Şahin

    2010 - 1431

    ﴿ حكم من ترك الصيام بحجة كسب عيشه وعيش أولاده ﴾

    « باللغة التركية »

    محمد بن صالح العثيمين

    ترجمة: محمد مسلم شاهين

    مراجعة: علي رضا شاهين

    2010 - 1431

    Soru:

    Kendisinin ve elinin altındakilerinin (eşinin ve çocuklarının) nafakasını temin etmek için Ramazan orucunu terk eden (tutmayan) kimsenin hükmü nedir?

    Cevap:

    Kendisinin ve çocuklarının nafakasını temin etmek gerekçesiyle Ramazan orucunu terk eden (tutmayan) bu kimse, eğer, hastanın oruç tutmamasının câiz olduğu gibi, oruç yemeden yaşayamayan kimsenin de oruç tutmamasının câiz olduğunu te’vîl ederek bunu yaptığını zannederse, böyle düşünüp de oruç tutmayan te’vîlci bir kimsedir. Bu kimse hayatta ise orucunu kaza eder, ölmüş ise onun adına oruç tutulur. Velisi konumunda olan kimse onun yerine oruç tutamazsa, tutamadığı her bir gün için onun yerine bir yoksulu doyurur.

    Te’vîl yapmaksızın orucu terk etmişse, bu takdirde ilim ehlinin tercihli görüşüne göre her ibâdetin belli bir zamanı vardır, insan o ibâdeti herhangi bir mazereti olmaksızın belirlenen vaktinin dışına çıkardığı zaman bu ibâdet kendisinden kabul edilmez. Oysa bu kimsenin sâlih amel işlemesi, çokça nâfile ve istiğfarda bulunması yeterliydi.

    Bunun delili; Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sahih olarak gelen şu hadis-i şeriftir:

    (( مَنْ عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ.)) [ رواه مسلم ]

    "Her kim işimiz (dînimiz) üzere olmayan bir iş işlerse, o işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır ve ona itibar edilmez)."[1]

    Vakti belirlenmiş bir ibâdet vaktinden önce yapılmadığı gibi, vaktinden sonra da yapılamaz. Eğer bilgisizlik ve unutkanlık gibi bir mazeret varsa, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

    (( مَنْ نَامَ عَنْ صَلَاةٍ أَوْنَسِيَهَا فَلْيُصَلِّهَا إِذَا ذَكَرَهَا، لَا كَفَّارَةَ لَهَا إِلَّا ذَلِكَ.))

    [ رواه مسلم ]

    "Kim bir namazdan uykuya kalırsa veya onu unutursa, hatırladığı zaman namazını kılsın. O namazın bundan başka keffâreti yoktur (kendisine bu namazdan başka bir şey gerekmez)."[2]

    Bununla birlikte bilgisizlik (cehâlet) mazeretinin daha ayrıntılı anlatılmasına gerek vardır ama onun yeri burası değildir.

    & & & & & &

    [1] Müslim; hadis no:1718.

    [2] Müslim; 'Kitâbu’l-Mesâcid, kaçırılan namazın kazası bâbı'.

    Görüşün Bizim İçin Önemli